top of page
İstisna; Sözleşme yapma mecburiyeti:
Genel bilgi:
Borçlar hukukunda sözleşme yapma özgürlüğü kural olmakla birlikte, bunun bazı istisnaları da vardır. Sözleşme yapma özgürlüğünün istisnasını, "sözleşme yapma mecburiyeti = Kontrahierungszwang" veya "sözleşme yapma yükümlülüğü = Kontrahierungspflicht" oluşturur. Sözleşme yapma mecburiyeti, piyasa ekonomisinin hakim olduğu hukuk sistemlerinde bu yapıdan doğabilecek bazı sakıncaları ve özellikle ekonomik gücün kötüye kullanılmasını düzeltmek amacıyla öngörülmüştür. Piyasa ekonomisinin hakim olduğu ülkelerde, bazı işletme ve kuruluşlar, halkın ihtiyaç duyduğu hayati nitelikteki maddelerle hizmetlerde hukuki ve fiili tekel kurmuşlardır. Bunun sonucu olarak bu işletme ve kuruluşlar, bireylerin ihtiyaç duydukları bu madde ve hizmetleri, onlara sağlamaktan kaçınabilecekleri gibi, bazen çok ağır şartlarla da sağlayabilirler. İşte, bu şekilde beliren tekelci ekonomik güçlerin, haksız kazançlarını veya bu güçlerini kötüye kullanmalarını önlemek, bir dereceye kadar bu dengesizlik ve haksızlığı düzeltmek için, bu işletme ve kuruluşlara, söz konusu madde ve hizmetleri talep eden bireylerle sözleşme yapma zorunluluğu getirilmiştir20 • Diğer taraftan, toplumun temel değeri birey olmakla birlikte, bu değer, ancak sosyal ve ekonomik adaletin sağlanıp gerçekleştirilmesi halinde gerçek anlamını kazanır. Bu itibarla, sırf siyasi ve felsefi anlamda eşitlik, kişileri uygulamada ve özellikle gerçek hayatta eşit yapamaz. Geçim imkan ve şartlarından yoksun bulunan kişilerin, irade özerkliği, sözleşme yapma özgürlüğü, kısaca eşitlikleri, çoğu zaman teorik bir
hizmet sözleşmesinde, konut ihtiyacı içinde bulunan bir kiracının, kiralayanla yapacağı kira sözleşmesinde eşit şartlar altında bulunduklarını iddia etmek oldukça zordur. Bu amaçla, sosyal ve ekonomik yönden zayıf durumda olanları korumak için de Kanun koyucular bazı alanlarda sözleşme yapma özgürlüğünü ya sınırlandırmak ya da ortadan kaldırmak zorunda kalmışlardır.
"Sözleşme yapma mecburiyeti", bazı kişi, kuruluş ve kurumla- rın, hak sahibi sayılan kişilerin talebi üzerine bunlarla belirli bir sözleşmeyi yapma yükümlülüğünü ifade eder21 22. Kendilerine sözleşme yapma yetkisi tanınan kişiler, belirli şartları haiz kişilerdir. Bunlar belirli bireyler olabileceği gibi, toplumda yaşayan herkes de olabilir. Sözleşme yapma mecburiyetinin mevcut olduğu hallerde, sözleşmeyi yapmaktan kaçınma, hukuka aykırı bir davranış oluşturur. Böyle bir kaçınmaya karşı iki türlü yaptırım söz konusu olur; İstenilen sözleşmeyi yapmaktan kaçınan kimseye karşı ya aynen ifa davası açılarak aynen icra yoluna başvurulur ve böylece o kimse istenilen sözleşmeyi yapmaya zorlanır ya da onun aleyhine tazminat davası açarak uğranılan zararın tazmini sağla- nır22.
Sözleşme yapma mecburiyetinin hukuki sebebi ya önsözleşme gibi hukuki bir işlem ya da bir kanun hükmü olabilir. Kanuna dayanan sözleşme yapma mecburiyeti, özel hukuktan doğabileceği gibi, kamu hukukundan da doğabilir. Aşağıda önce kanundan, sonra da hukuki işlemden doğan sözleşme yapma mecburiyeti incelenecektir.
Özel hukuk kökenli kanunlar bazı kişilere sözleşme yapma mecburiyeti yüklemiştir. Örneğin miras hukukunda mirasçılar, bir mirasçının istemesi halinde paylaşmayı amaçlayan mirası paylaşma sözleşmesini yapmak zorundadırlar. Paylaşma sözleşmesinin yapılmasına hiçbir sebep göstermeden keyfi olarak katılmayan mirasçı mahkeme kararıyla buna zorlanır (TMK. m. 642). Aynı şekilde, paydaşlar da birbiriyle paylı mülkiyeti sona erdirmeye yönelik paylaşma sözleşmesi yapmak zorundadırlar (TMK. m. 698)23. Zorunlu geçit ve zorunlu kaynak haklarında da belirli şartların bulunması halinde, taşınmaz maliki, komşusuyla bir irtifak sözleşmesi yapmak mecburiyetindedir. Malik bu sözleşmeyi yapmazsa, açılacak dava üzerine hakimin vereceği karar sözleşmenin kurulması sonucunu
Borçlanılan şeyin bir yere tevdii (TBK. m. 107, 111) veya bulunan şeyin teslimi, tevdi edecek veya teslim edecek kişi yönünden bir sözleşme mecburiyeti doğurmaz. Başka bir deyişle, bu gibi hallerde sözleşme yapma mecburiyeti yoktur. Tevdi yerinin veya nezaret eden kimselerin, bu gibi şeyleri muhafaza etmeleri, sözleşme yapma mecburiyeti olarak düşünülemez. Kayıp eşyayı bulanın bunu teslim etmesi, kanundan doğan bir yükümlülük olup, bir irade beyanı olarak değerlendirilemez (TMK. m. 769/II025 26 27. Keza fiili tekel durumunda bulunan özel kişilerden bir eczacı, hekim, fırıncı veya lokantacının, sahip oldukları mallar ile sunacakları hizmet yönünden de bir sözleşme yapma mecburiyeti yoktur. Bunların o bölgede başka rakip kişi veya işletme bulunmaması nedeniyle elde ettikleri fiili ekonomik tekel durumu, sonucu değiştirmez. Ancak, bu gibi kişilerin haklı bir sebebe dayanmadan sözleşme yapmaktan kaçınmaları, hukuka ve bilhassa ahlaka aykırılık teşkil edebilir. Gerçekten, bunların kaçınma davranışları, sözleşme yapma önerisinde bulunan kişinin menfaatlerini ihlal ederse, bunlar, TBK. m. 49/I ve II'ye göre doğan zararı tazmin etmek zorundadırlar2^ Ahlaka aykırılık nedeniyle tazminat yÜKÜMlülüğü, doğrudan doğruya olmasa bile, dolaylı bir şekilde bu gibi kişileri teklif edilen sözleşmeyi yapmaya zorlayabilir
Hiçkimse, sebebiyet vermediği, bir hukuk normuna göre mecbur olmadığı bir sözleşmeyi yapmak zorunda değildir. Ancak, bazı hallerde ahlak veya dürüstlük kuralı veya hakkın kötüye kullanılmaması kuralı, haklı bir sebep yokken teklif edilen sözleşmeyi kurmamak suretiyle diğer tarafa bir zarar vermiş olabilir. İşte bu takdirde o kişi verdiği zararı gidermek zorundadır.
Bir kimseyi bir sözleşme yapmaya zorlamak, TBK. m. 49/II ile TMK. m. 24'ün kapsamına girmemek şartıyla caizdir. Nitekim TBK. m. 35 ve 38'in karşıt kavramından bu sonuca varmak mü^mkündür28. Bu anlamda örneğin bir sendikanın bir toplu iş sözleşmesine katılması, üyeleri için zorunlu sonuçlar doğurmasına rağmen caiz iken, bir işçinin, bir sendikaya üye olmaya veya o sendika üyeliğinden ayrılmaya zorlanması, hukuka ve ahlaka
1/b) Kamu hukuku kökenli kanunlardan doğan sözleşme yapma mecburiyeti:
Sözleşme yapma mecburiyeti, kamu hukuku kökenli kanunlardan da doğabilir. Doktrinde aşağıdaki haller, buna örnek olarak gösterilmektedir;
1/aa) Kamu hizmetlerini ve bazı hayatf maddeleri sağlamak için öngörülen sözleşme yapma mecburiyeti: Hakim görüşe göre devlet veya kamu kuruluşlarının tekelinde bulunan bazı kamu hizmetleri ve zaruri ihtiyaç maddelerini dağıtan kuruluşlarla bunları talep eden kişiler arasında sözleşme yapma mecburiyeti vardır. Örneğin devlet veya kamu kuruluşlarınca hukuki tekel30 şeklinde yürütülen ulaştırma işlerinde, su31 ve doğalgaz, sosyal güvenlik gibi madde ve hizmet sağlayan kişi veya kurumlar, başvuran herkesle bu hizmet ve maddeleri sağlamak için sözleşme yapmak zorundadırlar32 Söz konusu kuruluşlar bu tekele ya bir kanunla ya da devletçe verilen bir imtiyazla sahip olurlar. Sözleşme yapma mecburiyeti, ilgili kuruluşa, kanun hükmü, imtiyaz şartlan veya yargı kararlarıyla yüklenmiştir. Sözleşme yapma mecburiyetinin mevcut olduğu hallerde dahi sözleşme, söz konusu mal ve hizmeti talep eden kişinin özgür irade beyanına dayanmakta, bu tür sözleşmelerde sadece ilgili kuruluşun iradesi yerine hukuki bir hüküm geçmektedir
Buna karşılık Von Tuhr'a göre, bu hallerde bu madde ve hizmeti sağlayanlarla bunları talep eden veya bunlardan yararlananlar arasında kamu hukukundan doğan bir ilişki vardır3^ Bu nedenle, bu madde ve hizmetten yararlananlar, söz konusu kamu kuruluş ve işletmeleriyle bir sözleşme kurmamakta, sadece kamu (idare) hukuku kurallarına göre bunlardan yararlanmaktadır. Bu kuruluş ve işletmeler, ilgili kanun ve diğer uygulama hükümlerinde öngörülen edimleri herkese karşı yerine getirmekle yükümlüdürler. İdare, bu yükümlülüğü yerine getirmezse, ilgili kişi, idare hukuku kurallarına göre idareyi şikayet edebileceği gibi, hizmetin sağlanmasını temin zımnında idare mahkemelerinde dava da açabilir. Şikayet veya dava üzerine yetkili makam ya da mahkeme, idareyi talepte bulunan kişiye istediği madde veya hizmeti ifaya mecbur ya da mahkum edebilir. Verilen karar, idarenin irade beyanı yerine geçmez. Başka bir deyişle, mahkeme kararıyla, istenilen madde veya hizmete ilişkin bir sözleşme kurulmaz3^ Bu nedenle de burada sözleşme mecburiyetinden söz edilemez. Ayrıca ilgili, madde ve hizmetin sağlanmamasından bir zarar görmüşse, idare aleyhine tazminat davası da açabilir3^
Kamu kuruluşlarıyla yapılan bu tür işlemler sözleşme olarak nitelendirildiği zaman burada sözleşme yapma mecburiyeti söz konusu olur ve bu tür ilişkilere özel hukuk hükümleri uygulanır. Ayrıca uyuşmazlıkların çözüm yeri de genel (adli) mahkemelerdir. Buna karşılık, söz konusu ilişki kamu hukuku ilişkisi sayıldığı zaman uygulanacak hükümler kamu (idare) hukuku hükümleri olduğu gibi, uyuşmazlıkların çözüm yeri de idare mahkemeleridir3^ Yargıtay, bu tür ilişkileri özel hukuk ilişkileri olarak kabul etmektedir34 35 36 37 38. Yüksek Mahkeme, elektrik işletmesiyle ilgili bir genel kurul kararında aynen şu hükme varmıştır. "Anılan kuruluşun (EGO'nun) elektrik akımı sağlamaya yönelik hizmetleri konusunda sözleşme yapma zorunluluğu, bundan yararlanacak kişinin gerekli şartları taşımasına ve hizmetin görülmesinde kanuni ve teknik imkanların bulunmasına bağlıdır.
39 YHGK. 13.5.1977 T. 4 - 1976/480 E. K. (YKD. 1978, 8/1255 vd.), 13. HD. T. 18.4.2002, E. 2002/2584, K. 2002/4338 " ... devlet veya kamu kurumlarının tekelinde bulunan bazı kamu hizmetleri ve zaruri ihtiyaç maddelerini dağıtan kuruluşlarla, bunları talep eden kişiler arasında sözleşme yapma mecburiyeti vardır. Bu nedenle davalı TEDAŞ enerji dağıtım tekelini elinde bulunduran bir kurum olarak, sözleşme yapmak zorundadır"
1/bb) Güdümlü ekonominin getirdiği sözleşme yapma mecburiyeti:
Bunalım dönemlerinde güdümlü ekonominin bir gereği olarak toplumdaki sosyal dengesizliği gidermek, ihtiyaçları karşılamak için bazı malların satımı veya başkasının hizmetine verilmesi, bu mal sahipleri için mecbur tutulabilir. Örneğin yaşamak için zorunlu olan gıda maddelerinin satımı veya konut ihtiyacını gidermek için fazla bina ve evi bulunanları, başkalarını kiracı olarak kabul etmek mecburiyeti, bu tür sözleşme yapma yükümlülüğüne örnek gösterilebi1ir
1/cc) Fiilf tekel nedeniyle sözleşme yapma mecburiyeti veya tazminat ödeme borcu:
TBK. m. 49/II'ye göre, başkasına zarar vermek için ahlaka aykırı olarak kasten sözleşme yapmaktan kaçınma, bir haksız fiil oluşturur. Bir kimse, bir yerde fıilı tekel sahibi olabilir. Başkalarının onunla rekabet yapma imkanı olmayabilir. Örneğin bir fırıncı veya lokantacı bir yerde rakipsiz çalışıyor ve ürettiği mal ve hizmeti bazılarına sunmuyorsa bu, ahlaka aykırı bir davranış telakki edilebilir. İşte, bu gibi kimselerin doğrudan doğruya sözleşme yapma mecburiyeti olmamakla birlikte, bunların sözleşme yapmaktan kaçınmaları halinde, bu fiil ahlaka aykırı bir davranışla kasten zarar vermeye giriyorsa, kanun onlara tazminat borcu yük- lemiştir42. Buradaki tazminat borcu, aynen tazmin olabileceği gibi, nakden (parayla) tazmin de olabilir. Nitekim TBK. m. 51/I'e göre tazminatın biçim ve kapsamını belirleme yetkisi hakime aittir. Hakim, bu yetkiye dayanarak, sözleşme yapmaktan kaçınan kişiyi aynen tazmine, yani söz konusu sözleşmeyi yapmaya mahkum edebilir. Ancak, TBK. m. 49/II ve 51/I'den doğan dolaylı sözleşme yapma mecburiyeti çoğu zaman pratik olmaktan uzaktır. Gerçekten, sözleşme yapma önerisini reddeden bir fırıncı veya bakkala karşı açılacak bir davanın sonuçlanması uzun zaman alabilir. Bu nedenle sözü geçen şartların gerçekleşmesi halinde açılacak dava genellikle maddi tazminat davasıdır. Ayrıca, unsurlarının mevcut olması halinde TBK. 58'e göre sözleşme yapmaktan kaçınan kişiye karşı manevi tazminat davası da açılabilir. Örneğin fırıncı A, kocasına husumet duyduğu B'yi kasten küçük düşürmek için onun ekmek alma teklifini ahlaka aykırı bir şekilde reddetmiş ve bundan da B'nin kişilik hakları zarar görmüşse, B, A'ya karşı manevi tazminat davası açabilir4^ Federal Mahkeme bir kararında bir sinema işletmesinin, aleyhte eleştiri yayımı yapan bir film eleştirmeni gazeteciyi, sinemaya kabul etmemesini, gazeteci için hayatı nitelikte bir hizmetten yoksun bırakılma saymamıştır43 44^ Yüksek mahkemenin bu görüşüne, herkese yapılan (açık) bir önerinin kabulüyle sözleşmenin kurulacağı ilkesine aykırı düştüğü için katılmak mümkün olmadığı gibi, Anayasa, Medeni Kanun ve Borçlar Kanununda hükme bağlanan hukuki işlemlerde eşitlik ilkesine, dolayısıyla farklı işlem (diskriıninasyon) yasağına aykırı olduğu için de katılmak mümkün değildir45. Bu davranış ayrıca serbestçe fikir açıklama ve mesleği icra etme özgürlüğünü de ihlal etmektedir. Yargıtay'a göre de, fiili tekel durumunda bulunan özel kişilerden bir eczacı, hekim, fırıncı veya lokantacının sahip oldukları mallarla, arz edecekleri hizmet yönünden, sözleşme özgürlüğü çerçevesinde bir sözleşme yapma zorunluluğu bulunmadığı ileri sürülebilir. Ancak bu gibi kişilerin haklı bir sebebe dayanmadan sözleşme yapmaktan kaçınmaları, hukuka ve bilhassa ahlaka, dürüstlük kuralına ya da hakkın kötüye kullanılmaması kuralına aykırılık teşkil etmesi halinde, sözleşme yapmak yükümlülüğü söz konusu olur
cc) Hukuki işlemden doğan sözleşme yapma mecburiyeti: Sözleşme Yapma Vaadi (Önsözleşme):
1/a) Tanımı:
TBK. m. 29/l'e göre, "Bir sözleşmenin ileride kurulmasına ilişkin sözleşmeler geçerlidir. " Türk Borçlar Kanunu, sözü geçen maddede "önsözleşme" veya "sözleşme yapma vaadini" düzenlemektedir. Taraflardan her ikisinin birbirlerine veya taraflardan yalnız birinin diğerine karşı ileride üçüncü bir kişi ile bir borç sözleşmesi yapma sözü vermesine, "önsözleşme” ya da "sözleşme yapma vaadi" denir4'7 Önsözleşme, niteliği itibariyle bir borç sözleşmesidir. Kanun koyucu, TBK. m. 29'da önsözleşmeyi düzenlemiş olmasaydı bile, tarafların, irade özerkliği ilkesi gereğince böyle bir sözleşmeyi yapmaları her zaman mümkündür
Önsözleşmede ileride yapılması üstlenilen borç sözleşmesine, "asıl sözleşme" denir. Önsözleşme sadece borç sözleşmeleri hakkında yapılabilir. Tasarruf işlemlerinde (tasarruf sözleşmelerinde) önsözleşme olmaz. Tasarruf işlemlerinden önce yapılan borçlandırıcı sözleşmeler asıl borç sözleşmeleridir. Önsözleşmede asıl sözleşmenin esaslı unsurlarının belirli veya belirlenebilir olması yeterlidir47 48a.
Önsözleşme, taraflar arasında bir alacak ve borç ilişkisi kurar. Önsözleşmeden doğan alacak hakkının, her alacak hakkı gibi üçüncü bir kişiye devri mümkündür. Uygulamada bu duruma özellikle taşınmaz satış vaadi sözleşmelerinde rastlanmaktadır. Tapuya şerh edilen taşınmaz satış vaadi sözleşmesi, eşyaya bağlı borç ilişkisi doğurur.
Önsözleşme, "iki taraflı önsözleşme", "tek taraflı önsözleşme" olmak üzere ikiye ayrılır. İki taraflı önsözleşmede, önsözleşme, ileride asıl sözleşmeyi yapmayı birbirine karşılıklı olarak üstlenen taraflar arasında yapılır. Burada önsözleşme ile asıl sözleşmenin tarafları aynıdır. Tek taraflı önsözleşme ise, taraflardan birinin ileride asıl sözleşmeyi kendisiyle yapmayı üstlendiği üçüncü kişi yararına önsözleşme türüdür.
Önsözleşme kurumuna gerek olup olmadığı doktrinde son derece tartışmalıdır. Bir fikre göre önsözleşmeye gerek yoktur. Von Büren'e göre önsözleşme, gerçek temeli olmayan boş (içeriksiz) bir kurum ve kavramdan ibarettir50 Bir amaç bilimi olan hukukta böyle amaçsız bir ^^^a gerek yoktur51. Önsözleşme, sadece tarihi açıdan, real sözleşmelerin geçerli olduğu hukuk düzenlerinde önemli bir görev ifa etmekteydi. Gerçekten, bu tür sözleşmelerin meydana gelmesi için tarafların irade beyanlarının birbirine uygunluğundan başka, sözleşme konusu şeyin de kaşı tarafa fiilen teslim edilmesi gerekmekteydi. Nitekim Ortak Hukukun, Roma hukukundan aldığı ödünç ve saklama sözleşmelerinde, sözleşme, ancak ödünç verilecek veya saklanacak şeyin alacaklıya teslimiyle kurulmaktaydı. Sözü geçen hukuk düzenlerinde taraflar arasında real bir sözleşmenin, örneğin bir ödünç verme sözleşmesinin ileride kurulmasına ilişkin rızai sözleşme, önsözleşme olarak tanımlanmaktaydı52 53. Tarafların karşılıklı ve uygun irade beyanlarıyla meydana gelen önsözleşme, ileride real bir sözleşmenin kurulması ve böylece şeyin teslim edilmesi borcunu içermekteydi. Oysa bugün Türk Borçlar Kanunu, real sözleşmeleri düzenlemediği, eskiden real sözleşme olarak tanımlanan sözleşmeleri, rızai sözleşme olarak kabul ettiği için önsözleşmeye gerek yoktur. Bu nedenle de, önsözleşmenin, bir kurum olarak kanunda varlığını sürdürme sebebi ortadan kalkmıştır50 Ayrıca, tarafları ve konusu aynı olan bir borç sözleşmesi bir defa yapılır ve yapılmasıyla da kesin bir şekilde kurulmuş olur. Önsözleşme asıl sözleşmenin konusunu ve taraflarını içeriyorsa, artık bunu önsözleşme olarak değil, asıl sözleşme olarak nitelendirmek gerekir. Bugün önsözleşme şeklinde kurulmuş olan bir sözleşme yarın tekrar kurulamaz.
Bazı yazarlar ise, önsözleşmeye başka gerekçelerle karşı çıkmaktadırlar. Gerçekten, Guhl/Koller'e göre önsözleşme deyimi çelişkilidir. Bir edimin konusu belirli veya belirlenebilir nitelikteyse, ileride yapılacak asıl sözleşme, artık sözleşme değildir, zira bu sözleşme esasen kurulmuştur, buna karşılık edim konusu, henüz belirli değilse, bu takdirde de önsözleşme, sözleşme değildir5^ Zira konusu belirli olmayan veya belirlenemeyen bir sözleşme kurulamaz. Von Tuhr da önsözleşme kavramının uygulama alanının çok sınırlı olduğunu söylemektedir. Yazara göre önsözleşme, sadece taşınmaz satış vaadiyle soyut borç vaadlerinde söz konusu olabilir
Kanımızca, önsözleşme bu eleştirilerde ileri sürüldüğü gibi tamamen gereksiz bir kurum değildir. Uygulama alanı sınırlı da olsa, ön- sözleşmenin pratik ve faydalı sonuçlar doğurabileceği haller vardır. Bu nedenle bir defa, Türk hukukunda önsözleşme türünün çok az olduğu görüşü doğrudur. Nitekim önsözleşme uygulamada sadece taşınmaz satış vaadi ile kefalet vaadinde söz konusu olmaktadır.
Diğer taraftan, önsözleşme asıl sözleşmenin üçüncü bir kişiyle yapılması sözünü içerdiği hallerde de, faydalı sonuçlar doğurabilecek bir sözleşme türüdür.Örneğin A, B'ye C ile bir sözleşme yapma sözü verirse, A ile B arasındaki anlaşma, A ile C arasında yapılacak asıl sözleşmeye ilişkin bir önsözleşmedir. Bu şekilde A ile B arasında yapılmış olan önsözleşme ile A, B'ye, C'ye ödünç para (ödünç sözleşmesi) veya inşaat malzemesi vermeyi, C'nin evini satın almayı ya da ona belirli bir şey satmayı (satış sözleşmesi) üstlenebilir” Aynı şekilde taşınmaz bir malın alıcısı A, satıcı S'ye veya üçüncü bir kimseye, bu taşınmaz üzerinde ileride yapılacak olan mimarlık veya inşaat işlerini vermeyi taahhüt edebilir. Buna, "mimarlık veya inşaat kaydı" denir. Bu kayıtla (taahhütle) alıcı A, asıl sözleşme niteliğinde olmak üzere gelecekte bir mimarlık veya inşaat sözleşmesi yapmayı üstlenmektedir. Buradaki "mimarlık veya inşaat kaydı" da niteliği itibariyle bir önsözleşmedir58 • Keza bir seyahat acenta- sı olan A, müşterileriyle yapmış olduğu bir önsözleşmeyle onlara üçüncü kişilerle otel, taşıma, seyahat, sinema ve tiyatro sözleşmeleri yapmayı üstlenebilir59 Bu örneklerde adları sayılan sözleşmelerin, karşı taraf lehine bir sözleşme niteliğini taşıyıp taşımaması, sorunu değiştirmez60. Ayrıca üçüncü bir kişiyle sözleşme yapma borcunu içeren önsözleşme, üçüncü kişiyi bağlamaz. Bu nedenle de üçüncü kişi önsözleşmenin borçlusuna karşı hiçbir talep hakkına sahip değildir. Ancak, aksi de kararlaştırılabilir
Ayrıca, asıl sözleşmenin içeriğinin henüz belirli olmadığı hallerde de önsözleşme, bir anlam ifade edebilir. Ancak, bu halde dahi asıl sözleşmenin içeriğinin belirlenebilir olması gerekir. Örneğin bir arsanın, satıcı lehine yapılması (inşası) kaydıyla satılmasının üstlenilmesinde durum böyledir. Bununla birlikte, doktrinde bu gibi hallerde önsözleşmenin değil, asıl sözleşmenin kurulmuş olduğu savunulmaktadır. Zira yürürlükteki hukuk, edimin belirlenebilir olmasını yeterli bulmaktadır. Kaldı ki, burada alacaklı, önce sözleşmenin kurulmasını değil, doğrudan doğruya edimin yerine getirilmesini talep ve dava edebilmektedir62. Bazı yazarlar ise, borçlunun ifadan kaçınması halinde alacaklının, mahkemeden asıl sözleşmenin kurulmasına karar verilmesini isteyebileceğini savunmakta- dır63. Keza, asıl sözleşmenin geçerliliğinin bir şekil koşuluna tabi olup da, önsözleşmenin böyle bir şekle tabi olmadığı hallerde de önsözleşme, pratik bir anlam taşıyabilir.
bottom of page